Defter ve kalem ile yazarken öğrendiklerim
3 aydır bilgisayar hatta daktilo öncesi dönemde gibi yazıyorum. Yazma deneyimim ile ilgili çok şey öğrendim, yeni çok şey farkettim. Bu yazı bir tavsiye yazısı. Keyifli okumalar!
3 aydır bilgisayar hatta daktilo öncesi dönemde gibi yazıyorum. Yazma deneyimim ile ilgili çok şey öğrendim, yeni çok şey farkettim. Bu yazı bir tavsiye yazısı. Keyifli okumalar!
This is Denemeler, a brand new site by Burak Su that's just getting started. Things will be up and running here shortly, but you can subscribe in the meantime if you'd like to stay up to date and receive emails when new content is published!
Başlık böyle sıkıcı gözüküyor biliyorum ama düşündüğünüz gibi değil. Açıklayabilirim...
Kalabalıklar arasında kendimi aramak için yola çıkmıştım. Yolculuğumun bu evresinde kendimi Ödemiş Pazarında buldum.
İddialı bir yazı ile karşınızdayım. Bu defa fikirlerin, teknolojinin, din ve ideolojinin nasıl yayıldığını anlamaya çalışıyorum.
Öğrenmek, tıpkı beslenmek gibi. Hangi gıdalar ile nasıl beslendiğiniz sizin nasıl birisi olacağınızı şekillendiriyor. Bilgi konusunda gusto olmak için birkaç tavsiye bu yazıda.
“Nasılsın?” diye sorsan ya “iyilik sağlık” ya da “bildiğin gibi abi, işler güçler” der. Halbuki yıldızların altında bir gece geçiren herkes bilir ki aslında b*k gibi hisseder.
Hayat bir proje değil. Dolayısıyla bir proje gibi de tüketilmemeli ömür. İnsanlar ömürlerini sıklıkla daha fazla imkana ve seçeneğe sahip olmak için harcamaya meyilliler. Bir de garantilere. İyi bir üniversite istiyor ki işi garanti olsun. Kurumsala girmek istiyor ki maaş falan gecikmesin, zamanında yatacağı garanti olsun. Şirkette doğru insanlarla network
Son zamanlar yazdıklarımın biraz can sıkıcı olduğunu kabul etmek ile yazıya başlamak istiyorum. Elbette ki amacım canınız sıkmak değil. Bilâkis ben de sıkılmak istemiyorum ama üzerinde düşündüğüm konular ister istemez can sıkıcı. Karşımda büyük bir sorun var ve ben bu sorunu henüz çözebilmiş değilim. Kafamın bir yanında sürekli “ne yapmak
Ne yapmak gerektiğini bildiğim ya da bildiğini düşündüğüm ama nasıl yapılacağını tam da bilmediğim durumlar oluyor bazen. Bilmemek gibi de değil aslında. Biliyorsun aslında da emin olamıyorsun bazen ya da bazen o yol çok meşâkatli geliyor, az daha düşüneyim deyip erteliyorsun. Aslında belli de ne yapacağın harekete geçmek zaman alıyor…
Beni yoran şeyleri “Zamanı geldi artık, hadi!” yazısında kısa bir liste olarak yazmıştım. Fazlası olmayan ama eksiği bol bir liste. Listeye koymayı atladığım ve sadece yormayan aynı zamanda rahatsız etmeyi de başaran bir konudan bahsetmek istiyorum size: “Algoritmalar” Algoritma çok geniş bir tanım. Biraz daraltayım. Ne okuyacağımızı, ne izleyeceğimizi, ne
Babalar gününde yazmıştım bu yazıyı bir kaç yıl evvel. Vedalaşamamızın 9. yılında tekrar paylaşmak istedim.
Bugün The Executives ekibi ile bir konuyu tartışırken Epikür’den mutlu olmak üzerine yarım yamalak hatırladığım bir alıntıyı paylaştım. kendi kendine yeteceğin bir bağ bahçe der epikür. (kendi işini yapmak ve kimseye muhtaç olmamak)akşamları masanın etrafında dünya dertlerini konuşacağın, felsefe yapacağın dostlar.espiriden anlayan bir eş. Yarım yamalak hatırladığımın
Arabayı iki tane park çizgisinin arasına sokmayı beceremeyen komşum beni yoruyor. Asansörün gideceği yön düğmesine değil de ikisine birden basanlar, yanlış yöne gidecek asansöre bile bile başka kattan binmesinler diye binenler beni yoruyor. Devletin zırt pırt “kader mahkumlarını” affetmesi beni yoruyor. Sinyal vermeyi opsiyonel sananlar, kavşak ayrımlarında kaynak yapanlar beni
Bu ara sabahları erken kalkmakta zorlanıyorum. Çok da erken bir saat değil kastım. 7:30’da kalkmak bile zor geliyor. Kalkınca gün ışığı olmaması muhtemelen etkili ama bu aralar kalkmak için gerekliliklerim biraz azaldı. Onun etkisi biraz daha fazla olabilir. Gerekliliklerim dediğim şey aslında yapmak istediklerim. Azalması yapmak istediklerimin azalmasından
Mart ya da Nisan ayıydı sanırım biraz yolumu kaybetmiş gibi hissetmeye başlamam. Uzun zamandır yazan, üreten, paylaşan biri olarak bu yolculuğun nereye gittiğini sorgularken buldum kendimi. Bir yere varmak için yazmıyordum aslında. Yazmak daha bencilce bir şeydi benim için. Anlamak, bazen bir anlam uydurmak, öğrenmek, biraz da anlaşılmak ve onaylanmak.
Çocuklar ile bir öğrenme deneyinden sesleniyorum. Öğrenmek acayip bir şey. Nasıl öğrendiğimizi katılımlı gözlem ile keşfediyorum.
Kendi yazma deneyimimden çıkarttığım ve umarım ki yapay zekâya karşı hayatta kalmamızı sağlayacak dersler.
Üniversite tercih dönemi yaklaşıyor. Babalar yine çocukların istediği bölümlere karışacak, "aptal olma oğlum" diyecek. Hangi bölümden çıkınca kolay iş bulunur yine tartışmanın merkezinde olacak.
Fazla düşünenler birleşin! Bugün daha az düşünüp daha fazla şey yapacağız!
Netflix dizisi “Inside Job” tartışmalı bir tespitte bulunuyor.
Ne zamandan beri ihtiyaçlarımızın değil de alternatiflerimizin peşinden koşuyoruz? Ne zamandan beri seçeneklerimizin kölesi olduk?
Her gün adını bile duymadığımız yeni bir yapay zekâ modeli duyuruluyor. Ve yine her gün adını duyduğumuz modeller yeni özellikler duyuruyorlar. Nasıl yetişeceğiz? Nasıl işimizi daha iyi yapacağız?
Ya Eşkıya filmi ihanete uğrayan Baran’ın değil de ellerini kirletmekten korkmayan Berfo’nun hikayesi ise?