Bağlam, Epikür ve yanlış anlamalar
Bugün The Executives ekibi ile bir konuyu tartışırken Epikür’den mutlu olmak üzerine yarım yamalak hatırladığım bir alıntıyı paylaştım.
kendi kendine yeteceğin bir bağ bahçe der epikür. (kendi işini yapmak ve kimseye muhtaç olmamak)akşamları masanın etrafında dünya dertlerini konuşacağın, felsefe yapacağın dostlar.espiriden anlayan bir eş.

Yarım yamalak hatırladığımın altını çizmek isterim. Uzun zamandır okuduğum, izlediğim ya da beğendiğim şeyleri not etmiyorum. Dolayısıyla açıp bakıp tam doğru halini kontrol edemiyorum. Bazı şeyleri de büyük olasılıkla yanlış hatırlıyorum. Ama bu durumdan da oldukça memnunum.
Not almadığım için ilgimi çeken her şeyi unutmamaya ayrıca çaba göstermem gerekiyor. Bunun için kendi ifadelerimle tekrarlamak, daha önce edindiğim bilgi ve fikirlerle arasında bir bağlantı kurmak gerekiyor. Bir yandan da aynı ya da benzer fikirlere tekrar tekrar maruz kalmak. Öğrenme için bir çeşit doğal seleksiyon mekanizması.
Bir başka bilgiye bağlanan ve tekrarlananlar kalıyor, ilişkilendiremediklerim (ne kadar önemli olursa olsun) gidiyor. Bu yöntemin kıymetli yanı yanlış hatırlamalara izin vermesi. Tıpkı gen havuzunun çeşitlenmesi gibi bu yanlış anlama ve hatırlamalar yeni bağlar oluşmasına, yeni fikirler keşfetmeme sebep oluyor. Yanlış bilgilerle de olsa gelişen bir dal zamanla diğer fikirlerle çelişiyor ve yıllardır doğru olduğuna inandığım şeylerin bile sorgulanmasına sebep oluyor. Kazanan ayakta kalıyor ve yeni bir bağlam zemini oluşturuyor zihnimde. Hayatım, görüşlerim, dünyayı kavrayışım ve elbetteki yazılarım bu bağlama göre şekilleniyor.
Bu sabah arabada Kerem Dündar ile İlker Canikligil’in sohbetini dinledim. İstemsizce zihnimde konuştukları şeyler bir yerlere bağlandı ve bazı soruları ateşledi. Bunlardan birisi Yalın Alpay’dan bahsettikleri zaman oldu. Yalın Alay’ı iyi bir anlatıcı yapan şey ne sorusu düşündüm?
Sanırım konumuzla da ilgili bir cevabım var.
Kendisinin süper gücü bence bağlam kurmaktaki uzmanlığı. Bağlamının (zihninde oluşturduğu zengin bilgi ağı) geniş olması illa ki her yeni sorunun ya da bilginin bir yerlere bağlanmasına sebep oluyor. Çoğumuzun kuramadığı bağları kurabiliyor. Konuyu çerçevelemesi, bu çerçeve içinde kavramları sıkı sıkı bir yere bağlaması ve günün sonunda bizi getirdiği yer de “adam haklı, çok doğru” noktasına varmasının sırrı bu olabilir.
Daha önce bağlam kurmanın özgün olmak ile ilişkisi üzerine yazmıştım. Yazı çok uzun. Arada bulmak zor. Aşağıya alıntılıyorum:
Aklıma hemen şu soru geliyor: “Herkesle aynı kitapları okuyarak, aynı dersleri alarak, aynı içeriklerle beslenerek özgün olunabilir mi?” Bugün geriye dönüp kendime baktığımda, özgünlüğün biriktirdiklerim ile değil biriktirdiklerimi nasıl bağladığım ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Benim her bilgiye, kelimeye yüklediğim anlam, değer, ilişki gücü sanırım aynı bilgiyi/içeriği tüketip farklı şeyler söyleyebilmeme sebep oluyor. Herkes ile aynı kelimeleri kullanıp başka bir şey anlayabiliyorum (ki bazen yanlış şeyler), başka şeyler ifade edebiliyorum. Özgün olmak fikri gelecek ile ilgili hissettiğim belirsizliği ve çaresizliği bir nebze olsun azaltıyor. Dil modelleri ya da yapay zekâya karşı tutunacak tek şeyimin bu özgünlük olduğunu düşünüyorum. Kendi bilgi ve tecrübelerinle oluşturduğun bir bağlam ve bu bağlama muhtaç fikirler, görüşler, yorumlar… Başka bir deyişle “Herkesin her şeyi bildiği bir yerde yeni bir şeyler söylenebileceğini” düşünüyorum. Farkı yaratacak şeyin de özgünlük olacağına inanıyorum.
Tavsiye vermek konusunda emin değilim ama yine de yazmak istedim. Okumak, izlemek, seçici içerikler tüketmek bağlamı zenginleştiren şeyler. Bunları zaten biliyorsunuz. Not almamak en azından benim hikayemde zihnimi zorladığı için daha güçlü bağlar kurmama sebep oldu. Tekrarlar benzer şekilde. Belki de aynı kitabı bir kaç kez okumak, bir konu üzerinden farklı ama tamamlayıcı içerikler tüketmek daha iyi olabilir. Ben de işe yaradı, belki sizin için de işe yarayabilir.
Son olarak Epikür’ün tavsiyelerine kulak vermek lazım.
Hayat başka türlü zor geçer. :)