Dönüşüm ve sabotaj

Ne yapmak gerektiğini bildiğim ya da bildiğini düşündüğüm ama nasıl yapılacağını tam da bilmediğim durumlar oluyor bazen. Bilmemek gibi de değil aslında. Biliyorsun aslında da emin olamıyorsun bazen ya da bazen o yol çok meşâkatli geliyor, az daha düşüneyim deyip erteliyorsun. Aslında belli de ne yapacağın harekete geçmek zaman alıyor…

Belki de başaramayacağımı ya da kaybedeceğimi bilmektir sebebi. Belki de her şeyden yorulmuş yeni bir meseleye ayıracak enerjim kalmamıştır. Enerjin vardır da sadece bana kadar…

Sanki göğsüme bir kedi oturdu…

Böyle zamanlarda zihnimde yıllar içinde oluşturduğum türlü türlü inancı, fikri, kanıyı sorgularken buluyorum kendimi. İnandığım değerler, kendime çizdiğim ahlaki kurallar, ya da bir türlü rahat etmeyen vicdanım, yapamadıklarımı ya da başaramadıklarımı (başaramayacaklarımı) rasyonelize etmek için uydurduğum şeyler mi?

Egom, başarısızlıklardan, hayal kırıklıklarından zarar görmemek için sinsice beni kandırıyor olabilir mi? Aslında kendimi pek de ahlaklı bulduğum için yapmadığımı söylediğim bir sürü şey zaten arkasında zaten bunu yapabilecek bir güç taşımıyor mu? Yapamadıklarım için mi erdemli erdemli geziyorum ortalıkta?

Mesela daha çok para için çalışmak istemediğimi söylüyorum kendime ve herkese. Daha fazlasını gerçekten istemediğim için mi yoksa istesem de başaramayacağım için mi bu “paranın köpeği değilim” mavraları. Bilmiyorum. Bilmemin bir önemi var mı onu da bilmiyorum.

Şimdi yazıyı yazarken bir yandan düşününüyorum. Zaten olduğum gibi davrandığımda para kazanabiliyorum. Para kazanamamış değilim. Ama daha fazlası için olmak değil değişmek ve dönüşmek de lazım. Daha fazlası için de neye dönüşmem gerektiğini biliyorum ve o dönüşüm beni rahatsız ediyor.

Dönüşelim mi? Bir deneyelim?

Yeni müşteri iyi bir adım olabilir. Daha çok müşteri daha çok gelir. Ekibe kimseyi almazsak tadından yenmez.

Bir yandan müşteriyi biraz daha fazla zorlamak lazım. Millet
“Metaverse, NFT falan” dedi, yapıştırdı geçti zamanında. Zaman yapay zekâ zamanı. “Kaçırmayın, geldi, geliyor” sunumları yapabiliriz mesela.

“Acil bir şeyler yapmanız lazım, bak rakiplere” der oradan da bir proje paketleriz. Müşteriye bir dönüşü olmaz ama ödül falan der gönüllerini alırız. “Media first” diye duyururuz sağda solda projeyi. Bu yıl dağıtılan 6.976 ödülden 3-5 alsak iyi PR olur…

Varoluşsal huzursuzluklarım için de “düzen bu. yapabilecek bir şey yok.” hapından yatmadan önce bir doz alıp deliksiz bir uyku çekerim. Missss!

Bahsettiğim şey bir dönüşüm gibi değil de ellerini kirletmek gibi geliyor bana. Hem de ne için, daha fazla para? Zihnim bunun yanlış olduğunu söylüyor. Aksini fikren bile düşünmek rahatsız ediyor beni. Bu yükü bana okulda mı verdiler, okuduklarımdan mı oldu bilmiyorum. Bir şekilde fikri bile rahatsız edici.

Tam da bu yüzden yanlış anlaşılmak istemem. Erdem sinyallemesi yapmak için bir araba laf etmiyorum. Hatta aksini düşünüyorum. En azından para gibi bir şey için değil ama bir amaç için kendimi soktuğum kalıbın dışına çıkmak istiyorum. O insana dönüşmek için sadece bir adım atmam gerekiyor belki ama atamıyorum. Peki neden çıkmıyorum?

Farkında olmadan “Hem de ne için, daha fazla para?” derken bile aslında kendimi sabote ediyorum. Belki de eyleme geçmemeyi yıllar içerisinde fazla içselleştirdim. Derinlerde bir yerlerde sorgulanamaz bir parçam gibi oldu. Offf, yine bilmiyorum…

Askeri lisede bulaştım ben bu felsefe işlerine. Kant’ın ahlak anlayışı zamala yerleşti, eline geçirdi sanırım beni. Biraz da rahmetli dayım kabahatli bu işten. “Niyet, üslup, sonuç” üçlüsüne ergenlikte maruz kaldım, döndü dolaştı zamanla ele geçirdi bünyeyi sanırım.

Çünkü tam bu satırları yazarken geriye dönüp yazdıklarımı okuyorum. Şu an beni rahatsız eden şeyin dönüştüğüm şey değil de “neden dönüştüğüm?” olduğunu düşünüyorum. Para için değil de başka sebeplerle dönüşmeye o kadar takılmazmışım gibi geliyor… Davranış tam içime sinmese de iyi bir gerekçe varsa eyleme geçebileceğimi düşünüyorum… (kjghldfkjdfgd, iktidar için her yol mübah diyen siyasal islamcılık yükleniyor…)

Düzenli okuyucular haklı olarak “ben ne anladım bu işten?” diyecekler.

“Yapabilirsem düşünemeyen bir taş olmayı deneyeceğim. Daha doğrusu daha az düşünen…” demiştim bir kaç hafta önceki yazıyı bitirirken hemen aşağıdaki eylem kararı sonrası.

Bir şeyleri önemli bir şeyleri önemsiz kılmak eski anlam dünyamın bir alışkanlığı. Artık harekete geçmek var sadece. Düşünüp, karar verip harekete geçmekten bahsetmiyorum. Önce bir şeyler yapmak, bir adım atmak mesela sonra dönüp bakmak ve hayatla hizalanmak istiyorum. Zamanı geldi artık. Hadi!

Sözümü bir kaç hafta bile tutamamam ne kadar tutarlı bir insan olduğumu göstermesi açısından ironik. :) Yahu hani eyleme geçecektik? Hani düşünmeyecektik? Yanlış da olsa yolda yürüyüp ardımıza bakmayacaktık? Resmen burada bir sabotaj var. Kendimi neden frenliyorum. Neden bir sürü şeyi kendime yük ediyorum?

Her şeyi dönüp dolaşıp bir oluş biçimine indirgiyorum. Şimdi de mi böyle yapacağım? “Ben böyleyim” deyip konuyu geçiştirecek miyim? Ya da daha doğru soru geçiştirmeyi başarabilecek miyim?

Fark eder mi gerçekten? Yeteeeeer…

Amma çok soru sordum değil mi okuyucu bu yazı?

Vallaha sıkıldım billahi sıkıldım bu gelgitlerden…

Bok gibi bir yazı sonu oluyor…

Hayal kırıklığı yarattı isem özür.

Şimdilik elimde tespitlerim, sorularım var. Bir cevap yok. En azından şimdilik. Biraz düşüneyim, bir ara tekrar yazayım, belki kendimi biraz daha anlarım.

Görüşmek üzere.