İnsan kaynakları yönetimi
Başlık böyle sıkıcı gözüküyor biliyorum ama düşündüğünüz gibi değil. Açıklayabilirim...
Son zamanlarda tahammül seviyem az. Her zamanki kadar sabırlı ve anlayışlı değilim. Ve bu tahammülsüzlük hali beni üzerinde düşündürüyor ve sınırlı insan kaynaklarımı da tüketmeme sebep oluyor. :)
İnsan kaynaklarım üzerine hiç düşünmediğimi fark ettim. Ne doğru düzgün bu kaynaklarımı düşünmüşüm ne de bu kaynakların verimli kullanımını. Belki daha doğru ifade şu olabilir; kaynaklarıma kaynak gözüyle bakmamışım. Hep varmış, eksikliğini pek hissetmemişim. Ara ara tükense de barajlardaki su seviyesi azalınca su kesintisi yapan belediye gibi kararlar almak zorunda kalmamışım.
Bu ara düşüncelerim arasında kurduğum bağlar beklenmedik yerlere çıkınca iki şey sormaya başladım kendime. Muhafazakarlaşıyor muyum? Yaşlandım mı?
Enerji (ATP cinsinden), zaman (şimdilik hala yıl cinsinden) depolarının doluluğu fena değil. Benim hikayemde yağ cinsinden biriktirdiğim enerji, zaman stoğumun erken tükenmesine sebep olacak durumda. Uyku sanırım fiziksel depolarımdan diğeri. günde 6-8 saat ile, arada öğleden sonralı kısa şekerlemelerle bir şekil gidiyor. Günlük rutinler, tekrarlanan işler falan konusunda da kaynak yönetimim fena değil gibi. Bilemiyorum da bir yandan insan kendine çok da objektif bakamıyor.
İrade konusunda aslında geçen hafta bir şeyler karalamıştım. Ara ara diyet falan deneyen birisi olarak kıt kaynak olduğundan emin olduğum şeylerden birisi irade. Bir özdenetim sorunu gibi ama tam değil de. Ben en çok irademin sorgulandığını kilo konusunda görüyorum. Bir mazaret olarak genetik yatkınlığın sebep olduğu fizyolojik durumları öne sürmek istemem ama bir sürü konuda disiplinli olmayı becerirken burada sürekli başarısız olmak azıcık ego kırıcı. Ama yapacak bir şey yok. This is what it is…
(Buraya kahvaltıda üzerine domates damlamış tişörtü ile sözlerini bilmediğim bir Yıldız Tilbe şarkısını çalan bir Burak bırakıyorum. Neden? Çünkü dis is vat it is.)
Böyle durumlarda şefkatli olmak lazım. Hem kendine hem de başkalarına. Başkalarının dertlerini dinlemenin de, destek olmanın da, anlayışlı olmanın da bir kaynak olduğunu hatırlatırım. Bu tarz kaynak tüketimleri nadir de olsa “kendini haklı gören” bir bireye karşı anlayış gösterme, gazını alma, sabırla dinleme ve içinizden gelmediği halde sürekli gülümseyerek orada bulunmayı da gerektirdiği için başka kaynakları da aynı anda tüketmeye sebep olur. Zaman ve enerji fiziksel, tahammül ise duygusal olarak hızla tükenir.
Odaklanma süresi, bellek kapasitesi nereye soksam bilemediğim kaynaklar. Hem biyolojik gibi hem bilişsel bir yerde. (IK yönetimi hiyerarşiktir, kategoriktir.)Burada bir karar vermem gerekli. O da bir kaynak aq. Evet “A”,“Q”. Kaynakları AQ cinsinden ölçmek için özgün bir yaklaşım. (“Çünkü ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz AQ” - Peter Drucker)
Depo full - Boşver AQ
Depo üç çeyrek - Olur öyle AQ
Depo yarım - Çok da şey etmemek lazım AQ
Depo çeyrek - Yok daha neler AQ
Depo boş - Düz AQ.
Varoluşsal kaynaklarımı tükettiğimi yazmıştım bir ara. Daha karamsar bir dönemdi. 6 ayda gün ve gün tükendi hakikaten ve bir gün bitti. Bir süre anlamsız geldi her şey. Umutsuzluk da üzerine basınca (ki ikisi de birer kaynak yine) dağıldım. Sonra bir şekil (dinlenerek, biraz yürüyerek, daha az overthinking) toparlandı. Full depo değilim ama bu yazıyı yazdıracak kadar dolu depom. :)
İnsan’ın kıt kaynakları bir yandan da birleşik kaplar gibi çalışıyor. Bir depo tükenirken mutlaka başka depoları da tüketiyor gibi. Böyle saçma salak düzen mi olur? Öyle vallaha. Ben bir kaynağı yöneteyim derken başka bir sürü kaynak tüketiyorum. Onlar içinde başkalarını. İnsan böyle böyle tükeniyor işte…
Ama yine iyisiniz. Enerciiii’m geliyor!
“Haydi hooooooooooooo! Hadi gözünüz aydın! Enerciiiiii!”
İnsan kaynaklarımıza sahip çıkalım. Ota boka harcamayalım. Haftaya enerjim kalırsa görüşürüz. :)