Proje yöneticisi olarak ben, sen, o
Hayat bir proje değil. Dolayısıyla bir proje gibi de tüketilmemeli ömür.
İnsanlar ömürlerini sıklıkla daha fazla imkana ve seçeneğe sahip olmak için harcamaya meyilliler. Bir de garantilere. İyi bir üniversite istiyor ki işi garanti olsun. Kurumsala girmek istiyor ki maaş falan gecikmesin, zamanında yatacağı garanti olsun. Şirkette doğru insanlarla network yapıyor ki terfisi garanti olsun…
İnsan tatlı tatlı kendini kandırmayı da çok iyi biliyor:
“Ekonomi biraz toparlasın da.” “Çocuklar bir büyüsün de.” “Biraz daha para biriktireyim de...”
İmkan ve seçenek yolunda garanticilik bir projeye çeviriyor hayatı. Anne ve baba ile atılıyor projenin temelleri, okullarla, ilk işyeri deneyimleri ile değişmez bir paradigmaya dönüşüyor insanın zihninde. Sadece riskleri ve kaybedeceklerini görüyor bu zihin yapısı ile. Bir şekilde bununla da yetinmeyi biliyor. Bunu norm yapıyor.
Nefes mefes egzersizi yaptıran şarlatanlardan değilim. Size “anda kalın, konfor alanızdan çıkın falan” demeyeceğim. Zaten böyle saçmalıkların peşinden gidiyorsanız muhtemelen garanticiliğinizi rasyonelize etmeye ya da korkmaktaki haklılığınızı birilerine onaylatmaya çalışıyorsunuzdur.
Yazının tam bu anı “Aç kal budala kal” diyerek Steve Jobs denen narsist dallamaya referans vermek için çok uygun bir yer gibi gözüküyor. Öyle yapmayacağım. Steve Jobs gibi ilk iş ortağınız dahil insanları manipüle eden zorbanın birisi değilseniz “budala kalarak” başarılı olma şansınız pek yok. Hoş başarı dediğin nedir ki? Daha çok imkan? Daha çok seçenek? Daha çok para?
Daha çok para kazanan birisi başarılı mıdır? Soruyu tekrar okuyun. Beklentim “Daha çok derken?” diyerek retorik bir soru sormanız bana. Okul arkadaşlarınızdan, annenizin sizi sürekli kıyasladığı akraba çocuklarından, şirkette sizinle benzer pozisyona sahip herhangi bir yöneticiden, aynı sektördeki rakibinizden daha fazla kazanmak mıdır başarı?
Cevabınız evet ise size kötü bir haberim var. Sizi daha çooook çalıştırırlar. (okumuş adam bazı şeyleri diyememiş de çalıştırırlar demiş. kldjskfdjlgd)
Hayat böyle bakınca verdiklerin ve aldıklarınla ölçülüyor. Ölçü bu olunca da ortaya saçma sapan “başarı kriterleri” çıkıyor. Proje hayat dediğim bu. Fizibilitesini yaptığın, KPI’lar ile değerlendirildiğin ve hedefler için ömür tükettiğin.
Halbuki insanın uyduruk da yalan da olsa bir gayesi olmalı bu hayatta. Bakın varacak bir hedefi olsun demiyorum, yola çıkaracak bir nedeni olsun. Hiç mi yok gayesini aramak bir neden olsun, yeterki yola çıksın. “Ne kaybederim, neyi riskte atarım, millet ne der?” diye düşünmesin, belirsizliği, bilinmezi kucaklasın.
Başka türlü olmaz zaten. Proje gibi yaşarken, her şeyi ölçüp, biçip, planlarken olmaz. İş döner dolaşır risk hesaplamaya indirgenir. Ölçü risk olunca da kimse o adımı atıp yola çıkmaz. Garantiye, imkan ve seçeneğe esareti sürer…
Steve abi gibi gaz vermek değil bu yazının amacı. Ne aç ne de budala kal demiyorum sana. Seni cesaretlendirmek niyetinde değilim. Derdim hep olduğu gibi “dünyayı, bugünü, hayatı anlamak.” Anladığım kadarını paylaşıp yalnızlığımı biraz olsun dindirmek…
Yazının sonunda kendimi Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’daki Barış Manço gibi buldum. Ne derdi Barış abi şarkıda:
“Yaz dostum Barış söyler kendi Bir dеrs alır mı?”
Belirsizliği kucaklamaktan bahseden Burak, nerede şimdi? Ne yapıyor? 🙂
Yavaş yavaş iyileşiyorum. Yeni gayeler uyduruyorum. Şimdiden daha iyiyim, daha iyi olacağım…
Mikrofonu yine Barış abiye bırakayım. O her şeyi benden güzel söylemiş.
Yaz dostum güzel sevmeyene adam denir mi? Yaz dostum selam almayana yiğit denir mi? Yaz dostum altı üstü beş metrelik bez için Yaz dostum boşa geçmiş ömre yaşam denir mi?
İyi haftalar.