Sıkı can iyidir
Son zamanlar yazdıklarımın biraz can sıkıcı olduğunu kabul etmek ile yazıya başlamak istiyorum. Elbette ki amacım canınız sıkmak değil. Bilâkis ben de sıkılmak istemiyorum ama üzerinde düşündüğüm konular ister istemez can sıkıcı. Karşımda büyük bir sorun var ve ben bu sorunu henüz çözebilmiş değilim.
Kafamın bir yanında sürekli “ne yapmak lazım?” sorusu aktif halde. Toplantıya giriyorum, aklımda. Yemek yerken aklımda. Yeni bir şeyler okuyorum, aklımda. Bir türlü aşamıyorum. Üzerine düşündükçe aşamayacağımdan daha çok emin oluyorum işin kötü yanı. Giderek sorun büyüyor. İşlemciyi işgal ediyor ve beni yavaşlatıyor. Hatta kaybolmuşluğum bile var…
İşin ilginci sorun, benden çok başkalarını, bugünden çok geleceği ilgilendiriyor. Şu ana kadar kariyerimde aldığım yol, iş ilişkilerim, mevcut şirket yapısı ve düzeni gibi avantajlar ve daha da önemlisi yetkinliklerim kısa ve orta vadede beni bir süre daha koruyabilecek gibi duruyor. Uzun vade ise hakikaten çok uzun. Onu öngörmek mümkün değil. Keynes’in dediği gibi “uzun vadede hepimiz öleceğiz.” 🙂
Karşılaştığımız belirsizlik gençleri ve çoğu alanda junior diyebileceğim insanları etkiliyor. Orta vadede etki genişleyecek. İşini severek yapan (benim de tanıdığım) bir sürü insan artık meslekleri ile ilgili iş aramayı bıraktılar. Yıllarca uzman olmak için kendilerini geliştirdikleri, emek ve zaman harcadıkları işleri muhtemelen bir daha yapamayacaklar.
Uzun zamandır kafamın içinde dönüp duran sorular ben ne yapacağımdan çok ne yapmamız lazım gibi daha genel sorular. Bugün iş yok piyasada, yarın hiç olmayacak. Şu an okuyan gençler ne yapacaklar? Nasıl bir dünya bizi bekliyor? İşler adım adım ortadan kalkınca nasıl bir hayatımız olacak? Düzen? Peki ya bir savaş? Offfff. Bilmiyorum, daha doğrusu bilemiyorum.
Sadece bir şeyler yapmam gerektiği hissine sahibim. Ama ne? İçimi kemiren soru tam olarak bu: “Ama ne?”
Şimdi, diyeceksiniz ki: “Bu yazıyı yazdığına göre artık bir cevabın var.”
Ben de diyeceğim ki: “Net bir cevabım yok ama türlü türlü fikirlerim var. Ayrıca yazının amacı bu değil.”
Siz diyeceksiniz ki: ”Acaba nedir, nedir?” (lkşdsfhsdlkfs)
Ben de anne, babamdan aldığım bir cevabı size vereceğim: ”Sıkı can iyidir, çıkmaz…” (klfjslksşdkas)
Yazının tek bir amacı var. Artık merak etmeyin beni diye yazıyorum. Kaybolduğum yerden geri geldim. Buralardayım artık. Düşündükçe yazacağım. Anlamadıkça, çözemedikçe, tükendikçe size geleceğim ve bir yol bulacağız birlikte… Sora sora, yürüye yürüye…
Yürüyerek aşınmayan ama bizi aşındıran yollarda yürüyeceğiz birlikte. Önce bugüne, sonra yarına…
İyi haftalar. Kalbooooo!